
Giriş
To be, or not to be, that is the question…
Neden varız? Hiç var olmamak daha kolay değil mi? Varsak bunun bir sebebi olması gerekmez mi?
Özel olduğumuzu, bir sebep ve hatta mümkünse ulvi bir görev adına yaratıldığımızı düşünmek istiyoruz. Eğer yaşıyorsak ve de varoluşumuzun özel bir nedeni varsa aynı zamanda yok olmamamız, sonsuza kadar var olmamız gerektiğini de düşünüyoruz. Tanrı’yı arıyoruz, sorguluyoruz… O’nu hep olağanüstü şeylerde, meleklerde, iblislerde, şeytanda, ışıkta, enerjide, doğada arıyoruz. O’nun mükemmel olduğunu düşünüyoruz. Ancak kendimizin her nedense ayrıcalıklı olduğunu, bizi, dualarımızı duyacağını ve bir mucize gerçekleştireceğine inanıyoruz, inanmak istiyoruz. Aslında biz “mucize olsun” seviyoruz, rutin sevmiyoruz, heyecan olsun seviyoruz.
Bölüm 1: Yan yana duran iki atın poposunun genişliği, uzay mekiğinin ebatlarını belirliyorsa, Gutenberg şarap yapmak için üzüm ezerken matbaayı nasıl icat etti…?
“François, seni pinti domuz !…”. Güzel Esmeralda eteklerini biçimli kalçalarına kadar toplamış bir yandan bacaklarını yıkarken bir yandan da kocasına söyleniyordu. Öfkeden yanakları kızarmıştı. Kömür karası saçlarını başına sardığı bir bez parçasının altında toplamıştı ancak yine de birkaç iri dalgalı lüle kulaklarının hemen yanından dışarı taşmıştı. Birazdan içi pinot noir tipi kırmızı üzümle dolu leğenin…
Bölüm 2: Fraktal varoluşun dayanılmaz hafifliği.
“Kadının yaşadığı dram, ağırlığın değil hafifliğin dramıydı. Ona düşen şey yük değil, varlığın dayanılmaz hafifliğiydi.” Milan Kundera ”Gereklilik, ağırlık ve değer birbirinden ayrılmaz biçimde örülmüş üç kavramdır; sadece gereklilik ağırdır ve sadece ağır olan şey değerlidir.” O kadar karmaşık bir doğada yaşıyoruz ki varoluşun basit bir prensip üzerine kurulmuş olmasına ihtimal bile vermiyoruz. Basitlik bize…
Bölüm 3: Sahildeki yaratıklar?
Gregor Samsa, bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında kendini dev bir böceğe dönüşmüş olarak bulur. İlk başta gördüklerinin gerçek olduğunu inanmak istemez ancak yatağından kalkmak isteyince buna inanmak zorunda kalır. O artık dev bir böcektir. Her sabah işe gitmek için bindiği tren saat altıda hareket etmektedir; bu yüzden en geç saat beşte uyanmak zorundadır. Ancak saate…
Bölüm 4: Jack ve Sihirli Domates Fidanı
Eski zaman masallarını hiç anlamıyorum. Hikayelerin yazıldığı zamana göre ilgi çekici olduğu söylenebilir belki ancak çocuklara anlatılması? Grim kardeşlerin belki de en ünlü masalı olan Hansel ve Gretel’in konusuna bakalım. Bir anne baba fakirlikten doyuramadıkları çocuklarını ormanda terk ediyor. Çocuklar geri dönüş yolunu buluyor ancak tekrardan ormana terk ediliyorlar. Ormanda açlıktan ölmememek için yiyecek ararken…
Bölüm 5a: Bütün canlılar sahilde yürüyen yaratıklar mı?
Soru: Milan Kundera, hamam böceği, Abuzeddin Kıllıbacak ve Jack’in fasülye sırığının ortak noktası ne olabilir? Bizmut, doğada kömür gibi bir formda ancak gümüş renginde bir element. Bu metal parçasını mutfağınızdaki ocağın üzerinde eritirseniz sağdaki şekli alıyor. Yapmanız gereken sadece ve sadece bir kabın içinde eritmek. Isı uygulamak bizmutun yapısını öyle bir dizilime sokuyor ki, biçimsiz…
Bölüm 5b: Bütün canlılar sahilde yürüyen yaratıklar mı?
Aristoteles : Hayat bir animasyondur. Descartes : Hayat bir mekanizmadır. Kant : Hayat bir organizasyondur. Hücrelerimiz nasıl oluyor da mesela beyin, kemik ya da karaciğer hücresi olmayı seçiyor? Daha sadece hücre boyutunda olan bir organizma, beyni bile yokken hangi hücrenin beyni, karaciğeri ya da kalbi oluşturacağını organize ediyor? Nasıl oluyor da belli bir oranda büyüklüğe…
Bölüm 5c: Bütün canlılar sahilde yürüyen yaratıklar mı?
Anlatmak istediğim şeyi biraz daha detaylandırmak istiyorum. İnsanların iyi ve doğal şartlar altında 100 yaşına kadar yaşadığını varsayalım. Embriyonun oluşmasından, yani DNA deseninin oluşmasından itibaren embriyo kendini çoğaltıyor. Bir insanın embriyo, doğum öncesi, doğum sonrası, bebeklik, çocukluk, ergen, gençlik, orta yaş ve yaşlılık. Bütün evrelerini gözünüzün önüne getirin. Şimdi de üstteki basit üçgenden yapılmış fraktal…
Bölüm 6: 15 dakikada itina ile fizik profesörü diploması verilir.
Kendim de dahil olmak üzere sağda solda iki satır bilimsel bir şey okuyunca her şeyi biliyorum diye havaya giriyoruz. Umarım doğru anlayıp, doğru aktarabiliyorumdur. Korkmayın ilgi çekici şeyler. İyi okuyun bunları sınavda sorarım. Maddenin en küçük yapı taşı nedir, atom değil mi? Aferin… Sadece maddenin değil, canlıların da… Canlıların yapı taşı hücre desek de hücreler…
Bölüm 7: Zaman
Aristo zamanın evrendeki değişim ya da hareketin bir ölçüsü olduğunu savunur. Yazmış oluğu ‘Fizik’ adlı kitabında cevabını vermediği bir tür bilmece gibi inceler zamanın tanımını. Zamanı Geçmiş, Şimdi ve Gelecek olarak düşünürüz. Şimdi’nin nasıl bir zaman aralığı olduğunu düşünmeye çalışın. Şimdi, Geçmiş ile Gelecek arasındaki geçiştir, geçmiş ile geleceği ayıran sınırdır, zamanın bölünemez bir noktasıdır.…
Bölüm 8: Madem fizik profesörü oldum neden kuantum profesörü de olmayayım?
Kuantum düşünce, kuantum nefes, kuantum dokunuştan sonra kuantum masajı da internette gördükten sonra masör/z lerin, benim ve herkesin kuantumu tam olarak anladığı ancak teorik fizik profesörlerinin anlamadığı ortaya çıkıyor. Bu yazıyı okuyunca siz de benim gibi ordinaryüs kuantum profesörü olacaksınız, merak etmeyin… Anlatmak istediğim konunun önemli bir parçası. Varlıkları görüyoruz, hissediyoruz… Mesela sehpanın ayağına ayacığınızın…
Bölüm 9: Zembereği kurmak
Hayvanlar ve böcekler yaşamak için ya bitkileri yiyor ya da diğer hayvan ve böcekleri. Bir iki istisna dışında bitkiler yaşamak için diğer bitkileri, hayvanları ya da böcekleri yemiyor. Fotosentez yoluyla güneşten topladığı enerjiyi, havadan aldığı karbondioksiti, topraktan aldığı mineral ve suyla işlemden geçirip yaşamını sürdürüyor. Bitkiler hücrelerden oluşuyor, canlı. Mineraller cansız. Su da cansız. Karbondioksit…
Bölüm 10: Çamur
Michelangelo’nun Adem’in Yaratılışı kompozisyonun en çok ilgi çeken kısmı Tanrı’nın elinin Adem’in eline değmek üzere olduğu bölüm olsa da resmin detaylarında yaradılış hikayesinin yan unsurları mevcut. Tanrı’nın sol kolunun altında Havva, sağ eli ile Adem’e dokunup ona can verecek, geri plandaki kırmızı kahverengi fon ana rahmi… Adem’in gövdesinin sol tarafında gizlenmiş Havva’yı var edeceği fazladan…
Bölüm 11: Tanrı aslında evrenin kendisi olabilir mi?
Einstein’a bir konferansta Tanrıya inanıp inanmadığını sorarlar, “Spinoza’nın tanrısına inanıyorum!” Einstein Hayatın mekaniğini arayıp Spinoza’dan bahsetmemek olmaz. Panteizm’in kurucusu Spinoza’nın yaşadığı sırada resmedilmiş bir portresi yok. Aşağıdaki resim, ölümünden sonra onu tanıyanlar tarafından yapılan tarife dayanılarak çizilmiş. 1632-77 yılları arasında Amsterdam’da yaşamış. Tanrı sevgisi üstüne bir kitap yazmış ve buna bağlı bir felsefe geliştirmiş olmasına…
Bölüm 12: Beynimizdeki kediler…
Kafatasımızın içindeki süngerimsi, buruşuk, löp löp duran o yağ/protein parçası aslında kocaman bir kuantum bilgisayarı. Bütün işlerini, kedilerin aynı anda hem canlı hem de ölü olduğu bir ortamda yapıyor. Beynimizdeki nöronlar kuantum bilgisayarının işlemcileri oluyor. Bunlardan yaklaşık 100 milyar tane var. Birbirlerine yukarıdaki resimdeki gibi bağlılar. Nöronların üzerinden televizyonu, tost makinasını ya da elektrik süpürgesini…
Bölüm 13: Tekrar, tekrar ve yine tekrar…
Aşağıdaki resim Long Exposure fotoğraf tekniği ile çekilmiş, resim değil gerçek bir fotoğraf. Çizgi helezon şeklinde görünen ise yıldızların ta kendisi. Bu teknikte fotoğraf makinası hareketsiz bir objeye sabitleniyor ve saatlerce artarda çekilen fotoğraflar pozları üst üste bindiriliyor. Yukarıdaki fotoğrafta ağaç ve Polaris ( Kutup yıldızı) sabit iki obje. Yıldızlar, 6 saat boyunca kendi ekseni…
Bölüm 14: Ahmaklar için sahanda yumurta pişirme rehberi.
Algoritma, Akış diyagramı, yani bir problemin çözülmesi için takip edilmesi gereken yol. Bir konunun nasıl çözülmesi gerektiği ile ilgili adımları bir kağıda adım adım döktüğünüz zaman bir algoritma yazmış olursunuz. Mesela sahanda yumurta yapmak için yandaki Algoritma yazılabilir. Afiyet olsun. Algoritma yazdınız. Bilgisayar programcılarının yaptıkları da budur. Bir olayı doğru sırayla adım adım detaylandırıp bir…
Bölüm 15: Hayalet kovalayan bebekler…
Bebekler ilk 6 aya kadar göremedikleri nesnelerin var olabileceğini düşünemiyorlarmış. Anneleri odadan ayrılınca bu yüzden çok ağlıyorlar. Çünkü annelerinin yok olduğunu sanıyorlar. Cee oyunundan bu kadar keyif almalarının sebebi de bu olsa gerek. Yok olduklarını düşündükleri kişi bir anda geri geliyor ve mutlu oluyorlar. Ya bebekler haklıysa, bakmadığımız zaman her şey gerçekten yok oluyorsa? Kuantum…
Bölüm 16: Djokovic Nadal’a karşı…
Elimi havaya kaldırdım… Meğerse beynim ‘elini havaya kaldır’ emrini benim elimi kaldırmamdan yaklaşık 5 ila10sn öncesinde zaten vermiş. Beynim olayı yaşamış, bitirmiş, ben sadece çekilen filmi izliyormuşum. Zaten geçmişte yaşıyormuşum. Kastım gözümün olayı görüp, beyne iletip, beynin algımasına kadar geçen milisaniye seviyesindeki zaman aralığı değil. Ciddi ciddi 5 ila 10 saniye… Beyin üzerinde yapılan çalışmalarda…
Bölüm 17 : Reenkarnasyon…
Reenkarnasyon deyince herkesin aklına kendinin bir önceki hayatta Kleopatra ya da Rus çarı olduğu, kimsenin kanalizasyon işçisi olmadığı spiritüel bir mekanizma geliyor. Var olduysak, yok olmamalıyız. Hayat bu kadar kısa ve anlamsız olmamalı. Ruhumuzun olgunlaşması için tekrar tekrar hayata geri gelmeliyiz, desek de, aslında derdimiz, içinde bulunduğumuz hayat çok zor, bu hayatta fakiriz, bir sonrakinde…
Bölüm 18: Ne zaman hayatın derin anlamını sezer gibi olduysam, onun basitliği şaşırttı beni. – Albert Camus
Milyarlarca yıllık evrimin sonucu olarak varız. Evrim teorisini kabullenme konusunda inanılmaz bir direnç ve önyargımız var. Varoluşumuzun bu kadar basit, gereksiz ve daha önemlisi anlamsız olmasını kabullenmek istemiyoruz. “Evrim teorisi sadece bir teori” deyip geçiyoruz ki öncelikle ‘teori’ kelimesini ‘varsayım’ ile karıştırıyoruz ve yanlış kullanıyoruz. Evrim teorisi kanıtlanmış bir teoridir, bir varsayım değildir. Newton’un yer…
Bölüm 19: Toparlıyorum…
Daldan dala birçok farklı konudan bahsettim. Şimdi sıra noktaları birleştirmeye geldi. Her cansız veya canlı organizmanın özü enerji. Madde diye algıladıklarımız ise enerji iplikçiklerinin birbirleri arasında kurduğu bağlar. Sert yüzeyle karşılaştığımızda bizim enerji bağlarımız ile cismin enerji bağlarını koparamıyor oluşumuzdan kaynaklı duvarın içinden geçemiyoruz ya da serçe parmağımızı sehpanın köşesine çarpınca canımız acıyor. Yumurtanın döllenmesinden…
Bölüm 20: Deus ex Machina – Mucizevi kurtarıcı…
Kırmızı başlıklı kız anneannesine yemek götürür ancak hain kurt hem büyükanneyi hem de Kırmızı Başlıklı Kız’ı birer lokmada yutar. Onları kurtaran ise ordan tesadüfen geçen avcıdır. Bu masaldaki avcı için edebiyat dünyasında ‘Deus ex Machina’ tabiri kullanılıyor. Hikayenin hiç bir yerinde yoktur ancak son anda ortaya çıkar, küçük kızı ve büyükannesini mucizevi bir şekilde kurtarır.…
Bölüm 21: “N’ayır, n’olamaz, nen var kuzum”
“N’ayır, n’olamaz, nen var kuzum” “Yaşıyorsun demek, naylardır nerdesin, niçin aramadın beni, niçin kaçtın?” “Bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı.” “Seninle ciddi olduğumu mu düşündün? Ha ha. Gönül eğledim seninle kuzum…” “Biz, ayrı dünyaların insanıyız.” “Parayla saadet olmaz evladım, bunu sakın unutma.” “Bak beyim sana iki çift lafım var.” “Güzel olduğunuz kadar küstahsınız…
Bölüm 22: Popülarite…
Aramak istediğiniz sözcüğü Google’ın arama çubuğuna yazdığınızda arama motorunun onbinlerce, yüzbinlerce site içerisinden hangi siteyi ilk sırada çıkaracağına nasıl karar verdiğini biliyor musunuz? Cevap: parayı bastıran ilk sırada çıkıyor. Para veren siteler, en üstte reklam olarak çıkıyor. Sorduğum, mesela aradığımız kelime reklam verilmeyen bir konu olsun. Bu durumda hangi site ilk sırada çıkacak? Google’ı Google…
Bölüm 23: Kafamdaki gürültü…
Kendinizi daha doğrusu beyninizi akıllı cep telefonu olarak hayal edin. Hayal dünyasında kıyaslama yaparken eminim kendinizi iphone’un en yeni modeli, gıcık olduğunuz tanıdıklarınızı ise ilk nesil, hani araba yokuşta kaymasın diye tekerleğin altına takoz diye koyabileceğiniz, tuğla boyutundaki telefon olarak sınıflandıracaksınız ama konumuz bu değil… Merak ettiğiniz bir şey olunca cep telefonunda Google’a yazıp öğreniyorsunuz…
Bölüm 24: Bu da mı gol değil Hakim Bey?
Benim yaptığımdan ne olucak Hakim Bey,bizim adımız üstümüzde,garip bi Ofsaydım ben . Ofsayt yani hiç, gol olmamış adam!Öylesine ofsayt.İşte o benim!Adaletine kurban olduğum Allah’ımbi gün bile güldürmedi yüzümü.Ne yaptımsa neye el attımsa ters çıktı… Ben , ben Osman.. Ofsayt Osman .Söyleyin be, Allah rızası içinsöyleyin be gene mi atamadım golü hahh?Bu da mı gol değil…
Bölüm 25: Kelebek etkisi
Kelebek etkisi; Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de bir fırtınanın kopmasına neden olabilir. Bir sistem içinde önemsiz, ihmal edilebilir gibi gözüken bir unsurun büyük ve hatta öngörülemez değişikliklerin sebebi olabileceğini ifade temek adına kullanılan bir benzetme. Kelebek etkisi benzetmesi Edward Norton Lorenz’a ait. Lorenz meteorloji mühendisi. Hava tahmini modellemesini yaparken aşağıdaki bilgisayarı kullanıyor. Bilgisayar…
Bölüm 26: Biber acıdır, hayat da acıdır, demek ki hayat biberdir…
Aristo’nun ‘düz mantık’ prensibine göre bir şey bir şeye eşitse, o şey de başka bir şeye eşitse demek ki ilk şey son şeye eşittir. Şeyin şeyinin aslında şeye eşit olduğu bu durumda biber ile hayatın acımasızlığı arasında ‘biber acıdır, hayat da acıdır, demek ki hayat biberdir’ bağıntısını kurmak mümkün. Biber yiyince karnımız doymaz. Kalori anlamında…
Bölüm 27: Beyazlar… daha beyaz… daha da beyaz…
Hinduizm ve Budizm öğretilerinin ikisi de insanın neden var olduğu, neden yaratıldığı sorusuna cevap ararken tabiatın varoluş mekaniğini Karma öğretisine dayandırır, iyi niyetle yapılan işlerin ya da düşüncelerin, en nihayetinde insana iyi yönde geri dönüşü olacağına, aynı zamanda kötü niyetle yapılan girişimlerin de insana kötülük getireceğine inanılır. Bu argümanı sadece inanış ile sınırlandırmak bence doğru…
Bölüm 28: İnsan plan yapar, Tanrı güler.
Bütün kutsal kitaplarda benzer bir ifade var. Kapsamlı ve detayları çok iyi düşünülmüş bir plana göre yaşamaya çalışsak bile hayat yolunun bilinmeyen sürprizlerle dolu olduğunu, bir yere kadar plan yapabileceğimizi, bir yerden sonra karşı koyamayacağımız güçteki kaderin devreye girdiğini anlatıyor. Sürpriz, inanılmaz mutluluk ve başarılara ya da hayal kırıklığına sebep olabilir. Ufacık bir olay hayatımızın…
Bölüm 29: Uçuruma değil, yola bak…
Murphy Kanunları: Özet olarak bir şeyden ne kadar korkarsan başına gelme ihtimali o kadar artar diyor sayın Murphy. Fazlası ile pesimistik bir yaklaşım ancak doğru. Odaklandığımız şey bir şeylerin nasıl ters gideceği olduğuna göre, aradığımız sonuca ulaştıran kıyma makinasını seçip nasıl ters gitmesi gerektiğini arayıp buluyoruz. Toplama işlemi yaparak bir sayıdan diğerini çıkarabilir misiniz? Mesela…
Bölüm 30: Gaia
“Her şeyden önce kaos vardı”. Antik Yunan yazar Hesiodos, Yunan mitolojik tanrılarını anlattığı Theogonia (Tanrıların Doğuşu) kitabında her şeyden önce kaostan, biçimsiz bir boşluktan Gaia yani Toprak Ana’nın doğduğunu anlatır. Gaia ilk tanrıça, tüm yaşamın ata-anasıdır, engin göğüslü, doğurgan Toprak Ana’dır. Gaia Yunan mitolojisindeki bütün tanrıların anasıdır. Semavi dinler Tanrı vardır kabulü ve O’nun kararı,…
Çok beğendim, takipçiniz olacağım.
BeğenLiked by 1 kişi
Teşekkürler…
BeğenBeğen