Bölüm 23: Kafamdaki gürültü…

Kendinizi daha doğrusu beyninizi akıllı cep telefonu olarak hayal edin. Hayal dünyasında kıyaslama yaparken eminim kendinizi iphone’un en yeni modeli, gıcık olduğunuz tanıdıklarınızı ise ilk nesil, hani araba yokuşta kaymasın diye tekerleğin altına takoz diye koyabileceğiniz, tuğla boyutundaki telefon olarak sınıflandıracaksınız ama konumuz bu değil… Merak ettiğiniz bir şey olunca cep telefonunda Google’a yazıp öğreniyorsunuz değil mi? Daha spesifik konularda ise konuya uygun bir aplikasyon kullanıyorsunuz.

Benim hipotezimde, beynimizdeki algoritmalar telefondaki aplikasyonlar gibi. Mesela telefonunuzda yüklü hava durumu, hesap makinası, fotoğraf albümü, oyun, kamera, banka aplikasyonları gibi onlarca aplikasyon yüklü. Aynı telefonda olduğu gibi beynimizde de her işimizi gören aplikasyonlar var. Bunlara algoritma diyorum. Beynimizde araba kullanma, yazı yazma, hesap yapma, bulaşık yıkama, çamaşır asma, burun karıştırma gibi binlerce aplikasyon var.

Şu ana kadar seçtiğim algoritmalar hep somut olaylarla ilgili. Bunlara soyut olanları da ekleyelim. Her insanın kızma, sevme, ağlama, gülme, aşık olma şekli, özünde benzerlik gösterse de birbirinden farklı. Herkesin algoritması kendine has…

Bir kademe daha da ileri gidelim, olaylar karşında yaklaşımımız da farklı değil mi? Mesela ilgi alanlarımız, hobilerimiz de farklı. Hepimiz aynı filmi ya da şarkıyı sevmiyoruz. Bu tercihleri bir birikimin sonucu oluşmuş bir algoritmanın aktive olup çalıştırılmasına dayalı bir seçim olarak düşünün. Nasıl ki hesap makinası 2+2 nin toplamını 4 çıkarıyor, Ankara’nın Bağları çalınca müzik ile ilgili aplikasyon/algoritma çalışıyor ve size hoş geliyor, hemen kollar havalanmaya başlıyor. Müzik ile ilgili algoritma, hesap makinasının 2+2 rakkamları yazılınca hesap yapıp mekanik olarak 4 sonucunu çıkarması gibi müzik + Ankara’nın bağları toplamasını yapıp kolları havaya kaldırıyor.

Evrimsel süreçte nesilden nesle geçen algoritmalarımız da hesaba katılmalı. Hepimiz seksten ya da güzel bir yemekten hoşlanıyoruz değil mi? Bu sayede atalarımızın soyu bizlere kadar ulaşmış. Sokakta aslan ya da yılan görünce arkasına bakmadan kaçmayacak olanınız var mı? Bunlar da birer algoritma. Zamanında aslandan kaçmış olan atalarımız kurtulmuş, kurtulanların soyu devam etmiş, aslandan kaç algoritması bir sonraki nesle ulaşmış. Bir sonraki nesil aslandan kaç algoritmasını kullanmış, aslandan korunmuş, üreyip soyunu devam ettirmiş, algoritma bir sonraki nesele geçmiş.

Bir kademe daha da ileri gidelim. Hepimiz milli takımı tutuyoruz değil mi? Bu da toplumsal algoritmadır. Sosyal ilişki kurup, iş bölümü yapıp ortak çalışabilmiş ve varolmuşuz. Toplumsal düzenimizi bu şekilde çalışabilme algoritmamıza borçluyuz.

Cep telefonuna (akıllı olana, takoz olan değil) geri dönelim. İhtiyacınız olan aplikasyonu indiriyorsunuz ve aplikasyon, yazılımına/gelişmişliğine göre işimizi görüyor öyle değil mi? Ancak telefonu aldığınızda üstünde birçok aplikasyon hazır geliyor. Beynimizde de atalarımızdan gelen deneyimler hazır aplikasyon/algoritma olarak genlerimizle beynimize yüklü olarak geliyor. Beynimizin farkı, edinilen deneyimlerle aplikasyonlar kendi kendini güncelliyor. Sizin uygulamayı güncellemenize gerek yok. Her deneyim aplikasyonunuzu güncelliyor, yaşanan deneyimi olan deneyimlerin üstüne katıyor, daha detaylı gelişkin bir algoritmanız oluyor. Benzer ne kadar çok olay yaşarsanız, deneyim yani algortimanızın içeriği o kadar pekişiyor, gelişiyor.

Genlerimizle gelmeyen yani aplikasyonu mevcut olmayan konularda kendi edindiğimiz deneyimler ile yeni aplikasyonlar oluşturuyoruz. Yeni aplikasyonlar da edindiğimiz deneyimlerle kendi kendine güncelleniyor ve gelişiyor.

Bütün aplikasyonlar, hem internetten bilgi alıyor hem de internetteki bazı yerlere geri bildirim yapıyor. Mesela WhatsApp, Google, Facebook, Instagram… telefonu kullandığınız her konu ile ilgili kişisel tercihlerinizi kaydedip sizden edindiği bilgilerle algoritmalar kullanarak sizin seçimlerinize en uygun olan reklamları karşınıza çıkarıyor. Beynimiz de kainat dediğimiz internet ortamına kuantum boyutunda bilgi aktarıyor. Kainattaki bütün varlıklar, aynı internete bağlanan bütün elektronik cihazlar gibi kuantum boyutunda birbiri ile bağlı.

Şimdi gelelim asıl meseleye. Beynimizdeki aplikasyonlar birbirlerine bazen anlamlı bazen anlamsız bazen de tehlikeli bir şekilde bağlı. Öyle düşünün ki banka aplikasyonuna girince yanında hesap makinası açılıyor. Bunda sıkıntı yok. Aplikasyon kullanım alanları birbirleri ile örtüşüyor.

Mesela hava durumu aplikasyonunu açtınız. Tek derdiniz yarın hava nasıl olacak, bunu öğrenmek, ve fakat, bir anda hava durumunun yanında porno aplikasyonu açıldı. Ya da aynı anda alakasız 12 tane daha aplikasyon açıldı. Bir şekilde beyninizde yeni yarattığınız aplikasyon zararlı zararsız diğer aplikasyonları da aktive ediyor ve hava durumunu araştıran aplikasyon aynı zamanda porno, banka cari hesap, pizza firmasının promosyonu, gidilebilecek en iyi 10 Japon restoranı, sudoku, candy crash gibi alakasız ve bağlantısız onlarca şeyi aynı anda arayıp bunların kesişim kümesi olan şeyi karşınıza çıkarmaya çalışıyor. Halbuki tek merak ettiğiniz şey yarın hava nasıl olacak.
Beynimizde olan bu. İşin içinden çıkamıyor beyin. Yaşam sürenizce oluşan algoritmalarınızdan birisi, oluşum sırasında başka bir aplikasyon/algoritma da aktif ise, yeni algoritma eskisi ile bağlantılı dolayısı ile eski algoritma yenisinin parçası. Aynı blogun başında verdiğim uzay mekiği ve yanyana duran iki atın poposunun ölçüsü örneğindeki gibi… Nasıl ki uzay mekiğinin tanklarının ölçüsünün belirlenmesinin temelinde iki atın poposunun genişliği temel unsur ise sizin yeni algoritmanızın temelinde de eski algoritmaların bir unsuru ve hatta tamamı barınıyor. Biri diğerini tetikliyor.

Cep telefonunuzda aynı anda birçok uygulama çalıştırırsanız ne olur? Telefon yavaşlar, kilitlenir ve telefonun pili daha çabuk biter… Açıkta kalan aplikasyonları kapatıyoruz. Tek, basit ve net bir talimat veren aplikasyonu açacağız.

Nasıl mı yapacağız? Size hangi yöntem uygunsa. Dua edin, meditasyon yapın, heavy metal müzik dinleyin, nefes terapisi yapın… Amaç bir anlığına beyni susturmak, aynı cep telefonunuzdaki bütün aplikasyonları tek harekette kapatır gibi beyninizdeki bütün algoritmaları devre dışı bırakmak VE o anda yalın olarak talebinizi kafanızdan geçirmek. Hayal kurmadan! Gözünüzde bir sahne canlandırmadan. Sadece en yalın şekilde talebinizi beyninize yani kendi Google arama motorunuza söylemek. İstediğiniz karşınıza çıkacaktır. Daha sonrasında aynı yöntemi tekrar etmek. Tekrar ettikçe yeni algoritma pekişecek, güçlenecek, öne geçecek, daha önceki bağlantılarından, prangalarından kurtulacak.

Okumaya devam et…