Anlatmak istediğim şeyi biraz daha detaylandırmak istiyorum. İnsanların iyi ve doğal şartlar altında 100 yaşına kadar yaşadığını varsayalım. Embriyonun oluşmasından, yani DNA deseninin oluşmasından itibaren embriyo kendini çoğaltıyor. Bir insanın embriyo, doğum öncesi, doğum sonrası, bebeklik, çocukluk, ergen, gençlik, orta yaş ve yaşlılık. Bütün evrelerini gözünüzün önüne getirin.

Şimdi de üstteki basit üçgenden yapılmış fraktal deseni hatırlayın. Üçgenin tekrar edilmesi kar tanesinin muhteşem desenini oluşturabiliyorsa, DNA gibi 300,000 genden oluşan karmaşık bir desenin yapabileceklerini hayal etmeye çalışın. Embriyodan ölüme fraktal bir fonksiyonu yaşıyoruz. Yeni doğmuş bebek homo sapiens ile yaşlanmış aynı homo sapiensi fiziksel olarak karşılaştırın. Ya da herhangi bir canlıyı…

Embriyonun bünyesinde tek bir komut var ve bu komut ölene kadar kendini tekrar etmeye devam edecek. Fonksiyona göre çoğal… Kendini tekrarla, deseni büyüt. Organlar yeni doğmuş olanda agresif, üretken enerjik. Önünde limit yok. Yerçekimi, rahimdeki sıvılar, ortamdaki kimyasallar, havadaki oksijen… Tam gaz desen oluşturulmaya devam ediliyor. Desen ortam faktörleri değiştikçe ve çoğaldıkça yeni organlar ve fizyolojik formatımız oluşuyor. Ta ki doğal limitlere kadar… 5 yaşındaki çocuğun anatomisi, organların boyutu şekli, o boyuta ulaşmış iskeletin taşıyabileceği ölçüde karaciğeri, kalbi ve diğer organlara sahip. Daha fazla büyüyemiyor, zaten vücudun içinde yer yok. Organların kapasitesi de o boyuttaki insan vücuduna yeterli oluyor. Boy uzamaya devam edince desene bağlı organların büyümesi de devam ediyor. Vücudun içinde boşluk oluşunca organlar da büyümeye devam ediyor-edebiliyor. Artık yer çekimi vücudun uzamasına izin vermeyince desen uzama yani çoğalma için gerekli çoğalmayı sağlayamıyor. Organlar da büyüyemiyor. Yenilenmeyen hücreler yani büyümeyen vücut yaşlanıyor, sonunda da ölüyor.
Kışın son dönemlerinde ağaçların budandığını görürüz. Ana gövde dışında neredeyse bütün dallar kesilir. Bu işlem ağacın ömrünü uzattığı gibi dalların kuvvetlenmesini de sağlar. Yeni dallar daha güçlü çıkar. Ağaçların DNA deseni insan ya da memeli canlıların DNA desenine göre daha yalın ve kendini tekrar etmesi daha kolay olduğundan hücreler deseni tekrar ederek yeniden büyür, dalları çiçekleri oluşturur. Yeni dallardaki hücreler de kendini yenilediği için gövdenin ömrü uzar. Ağaç budanmadığı zaman kendini yenileme ihtiyacı hissetmez çünkü zaten doğal limitlere ulaşmıştır. Yenilenmeyen dallar birkaç sene sonunda ömrünü tamamladığı zaman kurur, ölür. Budanma sonucunda ağacın büyümesini limitleyen çevresel unsurlar ortadan kalktığı için stand by dönemine girdiği kıştan sonra baharın gelmesi, güneş ışığının daha bol ve etkili olması, ortam sıcaklığının daha elverişli hale gelmesi gibi sebeplerle yeniden hücre üretip büyüyebileceği bir ortam oluşmuş olur. Bu sayede kökler ve ana gövde harici her unsurunu yenilemiş olur. Ömrü doğal olarak kökleri ve ana gövdesinin kaldırabildiği kadar olacaktır. Kökler ile ilgili yapılan fazla bir şey olmadığı için köklerinin yayılabildiği ve besleyebildiği kadar bitki hayatta kalıyor, dalları gürleşiyor.
Nozawa domates fidesinin köklerini toprak yerine suyun içine koyunca köklerin de limitleyicisini ortadan kaldırmış oluyor. İkinci unsur olan yerçekimine karşı ise dalları budamak yerine bütün bitkiyi askıya alıyor, yerçekiminin kısıtlayıcı yükünü ortadan kaldırıyor. Fotosentez için gerekli olan mineralleri de doğru oranda ve her anda sağlayınca domates fidesinin büyümesini engelleyen herhangi bir unsur kalmıyor. DNA fraktal deseni, yeni sınırlarına kadar kendini tekrar ediyor, büyümesine devam ediyor.
Nozawa’nın domatesleri çevresel faktörlerin canlıların gelişmesi için ne kadar önemli olduğunu göstermek adına çok iyi bir örnek. Bitkinin tek yaptığı, fraktal desenini yeni limitleyiciler ortaya çıkana kadar tekrarlamak.
Ne yazık ki homo sapiens DNA deseni bu kadar basit bir yapıda olmadığı için insanın kolunu, bacağını kesip budamak gibi yöntemlerle ömrünü uzatmak mümkün değil ancak doğru beslenme, yukarıdaki örneğe benzetirsek domatesin doğru mineralleri alması, gibi faktörlerle insan boyunun uzadığını ya da daha sağlıklı bir yaşam sürdüğünü biliyoruz.
Aslına bakarsanız kol kesilince yenisi çıkmıyor ama saç, kıl ve tırnaklarımız sürekli uzuyor. Saç, kıl ve tırnaklarımız kol gibi kompleks bir yapıda değil. Dolayısı ile çoğalmaya devam ediyor. Ta ki doğal bir limitleyicinin sınırına kadar. Yaşlandıkça kulakların büyüdüğünün farkında mısınız?

Bahsettiğim şeyin hayal etmesi güç olduğunun farkındayım. Tekrar söylüyorum, basit bir artı işaretinin bile 40milyon kere tekrarından oluşan karmaşık şekle bakın.

ve insan DNA’sı gibi 300.000 genden oluşan bir modelin 3 boyutlu bir ortamda oluşturabileceği varyasyonu düşünün…
Kafanızı biraz karıştırabilir ancak bu mekanizma ayçiçeğindeki gibi basit bir fonksiyon olabileceği gibi insanın hayal gücünün oldukça ötesinde kelebeğin fonksiyonu gibi çok kırılımlı da olabilir. Larvadan kurtçuğa , kozadan kelebeğe formattan formata giren bir fraktal desen.

Ya da kalbi ve beyni olmadan yaşayan, avlanan ve üreyen denizanasına dönüşebilir.
Benzer kırılım deri ya da kabuk değiştiren yılan, kertenkele ya da istakoz için de geçerli .
























































































