Einstein’a bir konferansta Tanrıya inanıp inanmadığını sorarlar,
“Spinoza’nın tanrısına inanıyorum!”
Einstein
Hayatın mekaniğini arayıp Spinoza’dan bahsetmemek olmaz.
Panteizm’in kurucusu Spinoza’nın yaşadığı sırada resmedilmiş bir portresi yok. Aşağıdaki resim, ölümünden sonra onu tanıyanlar tarafından yapılan tarife dayanılarak çizilmiş. 1632-77 yılları arasında Amsterdam’da yaşamış. Tanrı sevgisi üstüne bir kitap yazmış ve buna bağlı bir felsefe geliştirmiş olmasına rağmen, kabullerin dışına çıktığı, hayatı ve mekaniğini sorguladığı için toplum tarafından dışlanmış ve afaroz edilmiş. Neyseki türdeşleri gibi öldürülmemiş. Bunun sebebi de kitabı Ethica’nın Spinoza öldükten sonra basılmış olması.


Descartes kendi aklından yola çıkarak, “düşünüyorum demek ki varım” demiş, ancak ilk başlangıcı tanımlarken tıkandığı yerde felsefesini Tanrı’ya bağlamış. Spinoza ise tam tersine Tanrı’nın varlığı kabulü ile başlar. Tanrı doğanın kendisidir ve mutlaktır. Spinoza’nın Tanrı tahayyülü doğanın kendisidir, ezeli-ebedi ve bitimsiz bir üretim kudretidir; her şeyin kendisinden çıkabildiği bir varoluşun sonsuz akışıdır. Fikirlerini düzenlemek ve daha kolay anlaşılabilir, aynı zamanda doğrulanabilir bir forma sokmak için de geometriye uygulanabilecek şematik bir yapı tarif eder.

Yeni nesil diyetlerde sürekli olarak kullanılan bir ‘aminoasit’ ifadesi var. Aslında bizlerin ve bütün canlıların yapıtaşı proteinin ana unsuru. Hepsi cansız olan Hidrojen, Nitrojen, Karbon, Oksijen ne zaman ki bu atomlar yanda görülen bağ modelini oluşturuyor, o zaman bu gruba aminoasit deniyor. Ne zaman ki aminoaistlerden çokçası birbirine belli bir formda bağlanıyor o zaman protein oluyor. İşte size cansızdan canlı…

Kutsal kitaplarda Tanrı’nın Dünya’yı altı günde yarattığını, yedinci günde ise dinlendiğini okuyoruz. Bu gün bu bilgiyi yorumladığımız zaman gün kavramının gerçekte bizim algıladığımız 24 saatlik gün olmadığı, metaforik olarak bizim algılayamadığımız ancak belirli bir zaman diliminin kastedildiği şeklinde yorumluyoruz.
Adem ile Havva’nın yaratılışı da neden benzer bir metafor çerçevesinde değerlendirilmesin? Tanrı yada Doğa için zaman kavramının önemi var mı? Zaman bu düzlemde bir ölçü birimi mi? Eğer bilinçli bir yaratılış süreci varsa, insan ve bütün varlıklar tek tek her detayı düşünülüp tasarlanarak mı üretilmeli? Kusura bakmayın ama bu çok sıradan bir yöntem ve fazlası ile insan deneyimi ile hayatı kurgulayan bir düşünce tarzı bence. İçinde bulunduğumuz hayatın mekaniğinin böyle olmadığını gözlemliyorum. Bu yöntem verimli değil. Bu yöntem doğayı yaratan kudret için çok zayıf bir mühendislik örneği, O’nu çok hafife alan bir önerme. Doğa çok daha pratik, verimli, etkili ve şaheser bir formülle çalışıyor.
Hidrojen, Nitrojen, Karbon, Oksijen… her zaman ve her ortamda var. Bunların 4 milyar yıl öncesinden başlayarak bir araya gelip yukarıdaki şekilde bağlanması işten bile değil. Bunların birçoğunun da daha sonra biraraya gelip proteini oluşturması da olması gereken bir sonuç. Bizlerin algılayamadığı ise bahsettiğim cansız elementlerin canlı gibi hareket etmesi.
Olasıklıklar dahilinde bulunan bir grup atom, molekül, bileşik, bakteri, hücre, organizma ve en nihayetinde canlılar… Başlangıç desenleri ve fonksiyonlarının kompleks yapısına göre, basitse kaya, metal… daha karmaşıksa bakteri, ilkel canlılar … daha karmaşıksa bitkiler, mantarlar .. daha karmaşıksa böcekler… daha karmaşıksa memeliler, sürüngenler ve en nihayetinde biz kibirli homo sapiens gibi bir forma cansız diye adlandırdığımız materyallerin katman katman üst üste belli bir fonksiyona göre eklenmesi ile oluşuyor. Ben Miller -Urey deneyinin sonucunu böyle yorumluyorum.
İyi çalışan fonksiyon kendi öz bilgisini/DNA sını bir sonrakine aktarıyor. Daha sonraki aktarımlarda fonksiyondaki en ufak bir değişiklik bir başka türün başlangıcı oluyor. Yeni tür yeni doğa şartlarına daha iyi uyum sağlıyorsa, daha iyi olan öz bilgisini/DNA sını devam ettiriyor. Canlılar için bu altın kural olsa da kaya, taş gibi bir materyal için öz bilgi/fonksiyon çok basit, bir kaç molekülün belli şartlar altında (basınç, sıcaklık vs) biraraya gelmesi ile hemen oluşabiliyor. Fonksiyonun kendini çoğaltma gibi bir özelliği yok. Moleküllerin biraraya gelmesi ve bağ kurmasî yeterli…
Bütünü oluşturan, sadece parçaların biraraya gelmesi değil, parçaların arasındaki ilişkinin biçimi, geometrisi, bağların kuvveti, dizilimdeki mekanik.
Okumaya devam et…
