Soru: Milan Kundera, hamam böceği, Abuzeddin Kıllıbacak ve Jack’in fasülye sırığının ortak noktası ne olabilir?


Bizmut, doğada kömür gibi bir formda ancak gümüş renginde bir element. Bu metal parçasını mutfağınızdaki ocağın üzerinde eritirseniz sağdaki şekli alıyor. Yapmanız gereken sadece ve sadece bir kabın içinde eritmek.
Isı uygulamak bizmutun yapısını öyle bir dizilime sokuyor ki, biçimsiz bir metal parçası köşeli sipirale benzeyen fraktal bir desen oluşturuyor.













Piramit (Romanesco) Karnabaharı, kar tanesi, eğrelti otu, salyangoz, bizmut kristali, ayçiçeği, karalahana, kaplumbağa, kozalak, deniz minaresi…
Doğadaki canlı cansız her varlık, özündeki basit modelin, kendine has fraktal fonksiyonuna göre trilyonlarca kez tekrarından oluşuyor. Basit modeldeki yapı taşı kendini ana yapı üzerinde mekanizması gereği sonsuza kadar tekrarlamak istiyor. Çevresel faktörlerin yani yer çekimi, ortamdaki kimyasallar, gazlar, enerji miktarı, mineraller, dış basınç, ortam sıcaklığı, desenin karakteristiği, organik ya da inorganik yapı taşının karakteristiği vb. unsurlar belli bir doyuma ulaştığı zaman canlı ya da cansız varlık denge durumunda kalıyor, artık büyüyemiyor, çoğalamıyor, kendini tekrar edemiyor.
Bizmut metaline sadece ısı etkimesi ile yapısının nasıl değiştiğini hatırlayın. Aynı prensip bütün varlıklar için geçerli.
Nozawa domateslerle yaptığı deneyde yukarıda bahsettiğim çevresel faktörlerin limitleyici etkilerini ortadan kaldırınca domates fidesi 17000 domateslik devasa bir fideye dönüşüyor. Fraktal fonksiyon kendini yeni limitlere göre yani metal çerçeve, su ve mineral tedariğinin sağladığı olanakların limitine kadar tekrarlıyor ve büyüyor.
Ya Teo Jensen’in yaratıklarına ne demeli? Bu PVC boruların canlı bir yaratık olmadığını söyleyebilir misiniz? Mekanik olarak bir karınca ya da hamam böceğinden ne farkı var?
İlk defa Piramit (Romanesco) karnabaharını görünce gerçek bir bitki olduğunu anlayamamıştım. Detayları bitki olamayacak kadar kusursuz, plastik bir kalıptan çıkmış gibiydi. Karnabaharın kendisi konik bir yapıda ancak kendini oluşturan parçalar da konik. Parçaları oluşturan küçük konikler de yine bütün karnabahar olarak gördüğümüz şeklin minyatürü.

Neden insan ve diğer bütün kompleks canlılar aynı mekanik prensip ile şekil bulmuş olmasın? Doğa harikası ya da doğadaki tuhaflık olarak gördüğümüz bu mantık neden evrendeki yaşamın ana prensibi olmasın? Kastım şu; madem ayçiçeği, piramit karnabaharı, salyangoz ve kaplumbağanın kendini tekrardan ibaret bir fraktal deseni var acaba bizler yani homo sapiens dahil neden dünyamızdaki bütün yaratıklar belli bir fraktal fonksiyona ve kendini tekrarlama mekanizmasına sahip Teo Jensen’in sahildeki yaratıkları olmayalım?

İnsanoğlunun görüntüsü ve yapısı Romanesco karnabaharı ya da ayçiçeği gibi net kendini tekrarlayan bir formatta değil. Yani ayçiçeği daha basit ve hafif. Bu sebeple fraktal fonksiyonun sadece bu tip canlılarda var olduğunu düşünebiliriz. Yani insan ya da bir kaplanın anatomisine baktığımızda ayçiçeğinin çekirdek diziliminde olduğu gibi bir düzenlilik, tekdüzelik görmüyoruz. Sebep DNA yapımızla ilgili. DNAmız, yapı taşımız olduğuna ve her ama her hücremizde olduğuna göre temel bir tek hücremizin çoğalması ve kendini çoğaltması, kendi trilyonlarca kere tekrarlaması insanı oluşturuyor. DNAmızın yani fraktal desenimizin daha karmaşık olması görüntümüzü tekdüze, yalın bir formatta olmaktan çıkarıyor. Görüntümüzün belli bir düzende olmaması aynı temel prensipte var olmadığımızı göstermez.

Mandelbort desenindeki süreçle beraber değişen farklı şekilleri hatırlayın. İnsan DNAsı üçgen gibi basit bir şekilden çok çok daha karmaşık olduğuna göre çıkan desen de çok daha aykırı bir formatta olması gerekmez mi? Üçgen kar tanesi deseni çıkarıyor, insan DNAsı insanın formunu, kaplan DNAsı da kaplan formunun ana şekli oluyor.
Başlangıç yani kendini tekrarlayan şekil ne kadar basit ise kendini trilyonlarca kez tekrar etmesi, işlevi düşük, daha az gerekli yani hafif bir yaratık ortaya çıkarıyor. İnsan genomu gibi içinde 300bin kod olan bir şekil ise ona göre daha karmaşık, daha işlevsel ve çok daha ağır bir yaratık ortaya çıkıyor.
Varoluşu hafif ya da ağır olsun, ayçiçeği, kalorifer böceği ya da insan… Neden ortalıkta dolanan Theo Jansen’in yaratıkları olmayalım?
Soru: Milan Kundera, hamam böceği, Abuzeddin Kıllıbacak ve Jack’in fasülye sırığının ortak noktası ne olabilir?
Cevap: Hafiflik

Okumaya Devam et…
