Hinduizm ve Budizm öğretilerinin ikisi de insanın neden var olduğu, neden yaratıldığı sorusuna cevap ararken tabiatın varoluş mekaniğini Karma öğretisine dayandırır, iyi niyetle yapılan işlerin ya da düşüncelerin, en nihayetinde insana iyi yönde geri dönüşü olacağına, aynı zamanda kötü niyetle yapılan girişimlerin de insana kötülük getireceğine inanılır. Bu argümanı sadece inanış ile sınırlandırmak bence doğru değil. Yüzyıllara dayanan deneyimin sonucu oluşmuş bir bulgu. Kültürümüzdeki ‘ne ekersen onu biçersin’ atasözü de aynı şeyi ifade etmiyor mu?
Karma her ne kadar bu tip bir saptama yapsa da fizik kanunları doğanın bu tip bir prensip ile çalışmadığını gösteriyor. Newton’un hareket yasasından –Her etkiye karşılık eşit büyüklükte ve zıt bir tepki vardır. – Marx ve Engels’in diyalektik materyalizmine kadar diğer öğretilerin prensipleri yaşanan ya da yaşanacak olan olaylarla ilgili “iyi / kötü” niyet olmasının sonuca etkimesini anlamlı kılmıyor.
Hatta diyalektik materyalizm, karşıtlıkların yeni olguların oluşmasının sebebi olduğu, sonrasında ise doğanın oluşan yeni olgunun karşısına da yeni olguya karşıt dördüncü bir olgu oluşturduğu dinamiği ile doğanın çalıştığını söyler. Evrende maddeden başka birşey yoktur,madde karşıtlıklar içinde gelişir…
Tez, antitez, sentez…

Budizm ‘yin yang’ ile işi bir adım daha ileri götürerek, çok kötü gözüken bir olgunun bile aslına ufacık da olsa içinde bir iyilik barındırdığını, mükemmel iyi gözüken bir şeyin içinde de aynı şekilde ufacık bir kötülüğün barındığını söyler.
Asıl soru şu olmalı bence. İyi nedir? Kötü nedir? Kime göre iyi ya da kötü referans alınmalıdır? Bu durumda Karma prensibinin mekanik bir saat gibi çalışması mümkün değildir, öyle değil mi?
Sıcak, Soğuğun zıttı mıdır? Soğuk Sıcağın yani ısı enerjisinin olmayışı değil midir?
Siyah, Beyazın karşıtı mıdır? Siyah, Beyazın yani ışığın olmayışıdır.
Beyaz dediğimiz şey aslında ortamda ışığın nicelik olarak ne kadar olduğu ile ilgili bir durumdur. Beyazın beyazlığı Gri ile ilgili bir tanım olmalıdır. Beyazın içinde ne kadar Siyahın yani yokluğun içinde ışığın ne kadar eksik olduğu, aynı zamanda Siyahın içinde de nicelik olarak ne kadar ışığın olduğu bir durumu tanımlamaya çalışıyoruz.

Nicelik olarak az ya da çok, ışığın varlığı ise bir olgu haline geliyor ve burada diyalektik materyalizm (aslında alt tanımı olan mekanik materyalizm) devreye giriyor.

Mesela gözümüze çarpan ışık (foton) sayesinde nöronlarımız arasında bir elektron akıyor, aynı anda sadece içinden aktığı nöronun bağlı olduğu algoritma değil, beyindeki bütün algoritmalar sığırcık kuşları gibi senkronize, zamanın olmadığı bir ortamda hep beraber akıp , sadece kendi varlığındaki algoritmaların değil, etkileşimde olduğu diğer varlıkların da algoritmaları ile etki – tepki prensibine bağlı yani diyalektik bir mekaniğe göre, sanal olasılık boyutlarından birini tekilleyerek maddeye/materyale dönüşüp geleceği oluşturuyor.
Bir yol ayrımında soldan mı yoksa sağdan mı gideceğimizi sanki biz kendi özgür irademizle seçtiğimizi zannetsek de aslında iyi ya da kötü olgularına bağlı olmadan, siyah ya da beyaz değil sonsuz olasılık boyutlarının –Grilerin- arasından iletişimde olduğumuz varlıklarla beraber dengede/uzlaşıda olduğumuz bir tekilliği gerçek olarak algılıyoruz ve yaşıyoruz.
Bu yapıda doğal olarak iyi ya da kötü gibi göreceli kavramlar yok. Sadece güçlü bağlantılar var. Güçlü bağlantılar ise deneyimlerin sıklığına bağlı bir pekişmenin sonucu. Deneyim ne kadar çoksa algoritma o kadar güçlü, detaylı. Sahanda yumurta pişirme algoritmasını hatırlayın. Algoritma ne kadar çok detayı kontrol ediyorsa o kadar mükemmel yumurta pişiriyoruz.
Detay adımları daha çok olan algoritma bağlantıda olunan diğer varlıkların algoritmalarına üstün geliyor. Karşıtlıklardan yeni bir gerçeklik oluşuyor. Detaylı, bağlantı sayısı yüksek algoritma yeni durumda yönlendirici oluyor. Yeni durumun kaderini çiziyor ve dialektik olarak bir sonraki karşıtını bekliyor.
EGO… BEN…
Genellikle Egoist kelimesinin tanımı olan bencil, yalnız kendini düşünen, kendi çıkarlarını herkesinkinden üstün tutan, anlamındaki algı ile karıştırılan EGO aslında BENi, kişinin var olmasını temsil ediyor. Sadece var olmak istiyor. Elindeki algoritmalara göre yeni deneyimler kazanmak istiyor.
Ego bir şey istiyor. Kendisi için iyi bir şey, aksi düşünülemez zaten? öyle mi? Ego için de iyi kötü kavramı yok aslında. Belki kısa ya da uzun vadede fayda, çıkar olabilir ama uzun vadede Karma öğretisine baz olabilecek bir ‘iyi’ kavramı algoritmada yok. 2+2 nin toplamını bulmak onun iyiliği için mi sorusunun cevabı Egoyu ilgilendirmiyor. Bünyedeki algoritmalar istiyor sadece. Algoritmalar 2+2 yi toplamak üzerine kurulu olduğu için ‘istiyor’. İstenilen şey başka bir varlık için kötü olabilir. Ego için bunun da pek önemi yok. Toplum ile ilgili ahlak kuralları ile zaten başka bir organizasyon, beynin başka bir yapısı ‘Süper Ego’ ilgileniyor.
Amigdala ise savunma bakanlığı… egonun istediği şey ile ilgili onu korumak adına alarma geçiyor. Elindeki algoritmalarla egoyu yani varlığı geçmiş deneyimlere dayalı kendi savunma düzeneği içinde potansiyel tehlikeli seçeneklerden korumaya çalışıyor.
Ego, Süper Ego ve Amigdala… Egonun istediği şey geçmiş kötü deneyimlerden ne kadar bağımsız bir talepse amigdala ortalığı o kadar az karıştırıyor. Ahlak kuralları ilişkisi yoksa Süper Ego da ortalığı bulandırmıyor. Ego ile çatışmıyor. Egonun talep ettiği seçenek de o kadar kolay gerçekleşiyor. Bölüm 20: Deus ex Machina – Mucizevi kurtarıcı… bölümünde anlattığım ‘waka waka’ anısında olduğu gibi mucizevi şekilde ortaya çıkyor.
Kişinin kişisel çıkarını düşünmeden karşılıksız yaptığı işler toplum tarafından beğenilip takdir edildikçe, Ego bundan keyif alıyor. Bu yönde algoritmaları çalıştırıyor. Gelecekte karşısına bu algoritmalarla ilgili potansiyel kainatları tekilliyor. Algoritmalar geliştikçe pekişiyor, bağlantıları artıyor. Amigdala için zaten sıkıntı yok. Konu onunla alakalı değil. Karşılık beklemediği için kaybedecek bir şey, korkması gereken bir olay yok, savunmaya gerek yok.
Ego, çevresinden takdir gördükçe daha çok istiyor. Daha çok iyilik yapıyor. Algoritma gelişiyor. Yapısı geliştikçe kendi başlattığı tez, negatif anlamda olmayan karşılığını antitezini buluyor. Sentez ise onun karşısına iyilik olarak çıkıyor. Yin Yang, Karma anlamını buluyor. İyilik yaparsan iyilik, kötülük yaparsan da kötülük bulursun… Kime göre iyi? Kime göre kötü?
‘İyi olduğun için herkesin sana adil davranmasını beklemek; vejetaryen olduğun için, boğanın sana saldırmayacağını düşünmeye benzer.’
Friedrich Nietzsche
Okumaya devam et…







































