Kafatasımızın içindeki süngerimsi, buruşuk, löp löp duran o yağ/protein parçası aslında kocaman bir kuantum bilgisayarı. Bütün işlerini, kedilerin aynı anda hem canlı hem de ölü olduğu bir ortamda yapıyor.

Beynimizdeki nöronlar kuantum bilgisayarının işlemcileri oluyor. Bunlardan yaklaşık 100 milyar tane var. Birbirlerine yukarıdaki resimdeki gibi bağlılar. Nöronların üzerinden televizyonu, tost makinasını ya da elektrik süpürgesini çalıştıran aynı elektrik yani elektronlar geçiyor. Cisimlerin, hücrelerin ve her şeyin yapı taşında bulunan ve elimizi prize sokarsak bizi eşekten düşmüş karpuza döndüren elektronlar beynimizi de çalıştırıyor. Bir bilgisayar gibi beynimizi çalıştırıyor, kararlar veriyor, uyguluyor ve yönetiyor.
Bu kadar karmaşık bir arap saçına benzemesinin evrim sürecindeki gelişimi sırasında DNA mızdaki bütün atalarımızdan gelen ve üst üste eklenen katmanlı yapısı. Aslında üç tane beynimiz var.
Sürüngen beyin, Limbik sistem ve en sonunda da Neocortex.
Üç katman olmasının sebebi, milyarlarca yıllık evrim boyunca atalarımızdan ki tek kasıt, maymunlar ile olan ortak atalarımız değil, çok çok daha geriye sürüngenlerin dünyamıza hakim olduğu dinozorlar döneminden bile eski zamanlardaki yaratıkların üzerimizde kalıtsal olarak izleri var. İlk yaratıklardan sahip oldukları beceriler ve başarılı deneyimler sonucunda hayata uyum sağlayabilmiş ve çoğalabilmiş olanları sahip oldukları özellikler 4 milyar yıl süresince nesilden nesile bize kadar ulaştırdılar. Bu sayede onların hayatta kalmalarını sağlayan deneyimler bize hani cep telefonu satın aldığınızda içinden çıkan ve her telefonda olan aplikasyonlar var ya, onun gibi ‘default’ olarak geliyor.

Reptilian yani Sürüngen beyin evrim sürecinde ilk oluşan beyin. Yemek, içmek, barınmak, üremek gibi konularla ilgilenir. İlk sürüngenlerden milyarlarca yıl boyunca üst üste miras kalarak perçinleşen deneyimler ve yetenekler sayesinde her insan bu temel gereksinemlerini sürüngen beynin dürtülemesi sonucu arar ve giderir.
Limbik sistem, duygusal beyindir. Hayal kurar, korkar, acı, sevgi, aşk… kısaca mantık dışı olan her şey bu beyin katmanındandır. Bütün korkularımızın sebebi Limbik sistemdeki koruma mekanizmaları kaynaklıdır.
Neocortex ise mantık beyni… Beynin üstündeki buruşuk katman… Homo sapiens olarak diğer canlılardan farklı olmamızı sağlayan, problem çözen, mantık konularından sorumlu.
- Üç katman olması yetmiyormuş gibi, aynı zamanda sağ ve sol lob olarak iki bağımsız ancak simetrik parçadan oluşuyorlar.
- Loblar gerekirse tek parça olarak da çalışabiliyor. Mesela bir kaza sonrası sol lobu hasar görmüş bir beyinde sol beynin yaptığı işleri sağ beyin üstlenip yapabiliyor.
- Her üç katman beyin ve onların sağ ve sol lobları bir olay karşısında kendi deneyimleri, hafızası ve görev tanımına göre bir yorum yapıyor. Bunların arasından baskın olan öne çıkıyor ve onun dediği uygulanıyor.
- Lisede öğrendiğimiz id, ego ve süper egoyu hatırladınız mı? Bunların birbirleri ile çatışması tamamen bu çok katmanlı yapıdan kaynaklı.
Her iki lobumuzun birbirinden bağımsız ama iletişim içinde kendi hafızası var. Olayları kendi bakış açılarına göre kaydediyorlar. Ancak olaylar hakkında beraber çalışıp yorum yaparak ortak kodlama yapıyorlar. Sağ beyin daha negatif. Korku merkezi çok aktif. Sol ise mantık çerçevesinde yorum yapıyor.
Mesela bir yol ayrımındayız ve sağdan mı gideceğiz yoksa soldan mı?
Bu olayla ilgili kararımızı iki ayrı karar merkezi sağ ve sol beyin aynı anda karar veriyor. Her birinin ayrı bakış açısı var. Hem sağ hem de sol lob içlerindeki 3 katmanın (sürüngen, limbik, neocortex) totalde onlarca değişik bakış açısı, algoritma ve deneyime dayalı yorumu üzerinden değerlendirme yapıyorlar. Sonuçta baskın olanın dediği oluyor ve sağa ya da sola sapıyoruz.
Beyindeki bütün işlemleri nöronlar yaptığına göre,
Nöronlar da elektronlarla iletişim kurduğuna göre,
Elektronlar da tamamen kuantum dünyasının varlıkları olduğuna göre,
Beyin diye adlandırdığımız tel yumağının içinde beynin bütün parçalarının olayları farklı yorumlamasından ayrı, Schrödinger’in kedisi gibi, kedilerin hem ölü hem de canlı olduğu, zamandan ari bir ortamda, sonsuz sayıdaki olasılıklar içinden birini seçip, o seçime göre hareket ediyoruz.
Okumaya devam et…
“Bölüm 12: Beynimizdeki kediler…” için 2 yorum