Bölüm 24: Bu da mı gol değil Hakim Bey?

Benim yaptığımdan ne olucak Hakim Bey,
bizim adımız üstümüzde,
garip bi Ofsaydım ben .

Ofsayt yani hiç, gol olmamış adam!
Öylesine ofsayt.İşte o benim!
Adaletine kurban olduğum Allah’ım
bi gün bile güldürmedi yüzümü.
Ne yaptımsa neye el attımsa ters çıktı…

Ben , ben Osman.. Ofsayt Osman .
Söyleyin be, Allah rızası için
söyleyin be gene mi atamadım golü hahh?
Bu da mı gol değil be? Gol mü?

Bu da mı gol değil be?
Bu da mı gol değil ? . .

Adaletine insanlığına kurban olayım
Hakim Bey.
Bu da mı gol değil be?
Bu da mı gol değil ?…

Abuk sabuk isteklerim ya da kafamdan geçen lüzumsuz şeyler gerçekleşiyor da neden benim için önemli olan konularda, içine düştüğüm kısır döngülerden çıkamıyorum ve kendimi Ofsayt Osman gibi hissediyorum?

Çocukken hep bir kara sineğin ayağına ip bağlayıp, onu uçurtma gibi yanımda gezdirmek isterdim. Sineği yakalamak hiç de kolay değil. Yakalayınca asıl büyük zorluk ipi bacağına bağlamakta. Düğümü o incecik bacağa atmayı becersem bille illa ki bacak kopuyordu. Zavallılar… En az elli leşim var…

Kara sineği yakalamanın en kolay yolu pencere önünde pusuya yatmaktır. Ana geniş pencerenin yanındaki pencereyi açarsın. Genelde lambanın etrafında tavaf etmeyi seven sinek gürühunu gazete yardımı ile pencereye yönlendirirsin. Açık pencereye denk gelen kaçar kurtulur. Diğerleri ise pencerenin yanındaki büyük cama toslar. Geri sekenlerin çoğu başka yöne kaçsa da bir tanesi illa ki camı delerek geçebileceği takınıtısında olur. Zavallı sinek cama çarpar ve geri seker. Tekrar dener yine seker. Tekrar dener yine seker. Halbuki çarptığı camın yanında pencere açıktır. Rüzgarın geldiğini hisseder, tekrar rüzgarın yönüne doğru uçar ancak nafile yine çarpıp seker. Sekmelerden biri onu değişik bir açı ile savurmuşsa ve bu açı tesadüfen açık olan pencerenin önü ise dışarıya çıkmayı tekrar denediğinde bu sefer başarır. Başaramazsa en sonunda köşeye sıkıştırırsın.

Lakin kahpe felek kadersiz sinek için acımasız ağlarını örmüştür bile.

Kara sineğin dışarı kaçamamasının tek bir nedeni var. Algoritması yeterince gelişkin değil. Milyonlarca yıllık evriminin sadece son iki-üç bin yılında ‘cam’ diye şeffaf bir bariyerle karşılaşmış. Algoritmada, “cama tosladıysan geri sekince açını değiştir tekrar dene” diye bir komut yok.

Beynimizdeki algortimalar rüzgarda dönen yel değirmeni gibi, nasıl ki yel değirmeni dönmesinin sonucu olarak un öğütmesinin ya da bunun öneminin, yüzlerce canlının beslenmesini sağladığının farkında değil ise algoritmalarımız da neyin önemli neyin önemsiz olduğunun bilincine sahip değil. Çünkü evrende “önemli” diye bir kavram yok. Bir bilgisayar 2 ile 2 yi topladığı zaman sonucun önemli olup olmadığının bilincinde değil. Sadece algoritmayı takip ediyor. Beynimiz de aynı bilgisayar gibi algoritamaları takip ediyor. Ne önemli, ne değil bilmiyor. Aynı kara sinek gibi… Camın önünde geri sekince karşıdaki ağacı, mavi gökyüzünü, kısacası özgürlüğü görüyor ancak camın şeffaf bir engel olduğunu göremiyor. Bilmiyor. Deneyimlememiş. Algoritma tekrar tekrar dene diyor. Sineğin korku merkezi korku karşısında elindeki tek algoritmayı kullanıyor. Özgürlüğe doğru dümdüz uç.

Kendinizi cama çarpan kara sinek gibi hissetmediniz mi?

Cama çarpan Kara sinek ile ortak noktamız şu… “Bi saniye bi şey deniycem..”

  • Daha önce denediğinin şimdi deneyeceğinden farklı olmadığını anlayamamak!
  • Camı görememek.
  • Daha öne yaşadığının ve beceremediğinin aynı senaryo, farklı aktörler olduğunu görememek.

Sinek aynı rotada giderse her ama her zaman cama çarpacak. Algoritma değiştirmesi lazım. Bizim de algoritma değiştirmemiz lazım ve fakat elimizde bir algoritma listesi yok. Neyi nasıl değiştireceğimizi bilmiyoruz, öyle değil mi?

Mutluluk eşittir tamamlamak…

Tamamlanmadığı sürece, beyin arayış içinde. Beynimiz sürekli olarak başlattığı algoritmaları tamamlamaya çalışıyor. Tamamlayamadığı yani çözemediği bilmeceyi yeniden başka argüman ve oyuncularla paralel evrenler arasından seçtiği yeni senaryolarla yeniden kurguluyor. Kurguyu çözemediğimiz sürece döngü devam ediyor ve bu ‘bi şey’ değişmezse döngüden çıkamayacağız. Yöntem yanlışsa aynı yöntemi tekrar etmemiz sonucu değiştirmeyeceği gibi var olan bozuk, sinir bozucu sonucu daha da pekiştirecektir. Bir şeyler değişmezse cama bodoslama toslayacağız…

Sadece net ve yalın olarak neye çözüm aradığınızı kendinize söylemeniz beyniniz için yeterli. Süslemeden, dallandırmadan, detaylandırmadan, aradığınız çözüm ile ilgili ‘VE’ eklemeden. Beyniniz kendi algoritmasını kendi bulup en uygun senaryoyu hayatınıza katacaktır.

Çözüm bu kadar yalın, hafif ve basit. Benim deneyimlediğim ‘hayatın mekaniği’ bu…

Net ve yalın taleplerle ilgili biraz detaylandırma yapalım. Mesela Japonca bilmeyen biri ben yarın Japonca konuşmak istiyorum derse bünyesinde Japonca konuşma algoritması olmadığına göre bu seçenek ihtimal denizinde sıfıra yakın bir yerlerde. Yarın Japonca konuşamazsınız. Ancak bu talebiniz, karşınıza Japonca kursunun indirim kampanyasını çıkarabilir. Daha spesifik olmak gerekirse talebiniz Japonca öğrenmek olmalı, ucuza Japonca kursu bulmak değil… belki hayat karşınıza Japon bir sevgili çıkaracak ve kursa gitmeden öğreneceksiniz Japoncayı… Belki bu ihtimal bünyenizdeki ‘eş bul’ algoritmasına bağlı ve bu algoritma baskın olduğu için ihtimal olarak kursa gitmenizden daha olası bir seçenek, algoritmaların girişimi bu seçeneği tekilliyor…

Basit bir yöntem “hafif” ya da Milen Kundera’nın tanımı ile değersiz olsa da çok sayıda tekrar edilmesi onu ağırlaştırıyor. Ağırlaşan şey değerli, işlevsel ve gerekli hale geliyor. Varlığını algıladığımız değerli, ağır ve gerekli her şeyin özünde aslında dayanılmaz bir hafiflik var.

Söyleyin be, Allah rızası için söyleyin be gene mi atamadım golü hahh? Bu da mı gol değil be? Gol mü?

Dinleyiciler : Gol !

Ofsayt Osman : Bu da mı gol değil be? Bu da mı gol değil ? . .

Dinleyiciler : Gol .

Ofsayt Osman : Adaletine insanlığına kurban olayım hakim bey. Bu da mı gol değil?

Hakim : Gol ! . . .

Ofsayt Osman – 1965 | Sadri Alışık

Okumaya Devam et..

Bölüm 24: Bu da mı gol değil Hakim Bey?” için 2 yorum

Yorum bırakın