Bölüm 21: “N’ayır, n’olamaz, nen var kuzum”

“N’ayır, n’olamaz, nen var kuzum”

“Yaşıyorsun demek, naylardır nerdesin, niçin aramadın beni, niçin kaçtın?”

“Bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı.”

“Seninle ciddi olduğumu mu düşündün? Ha ha. Gönül eğledim seninle kuzum…”

“Biz, ayrı dünyaların insanıyız.”

“Parayla saadet olmaz evladım, bunu sakın unutma.”

“Bak beyim sana iki çift lafım var.”

 “Güzel olduğunuz kadar küstahsınız da”

Yeşilçam senaristlerinin yarattığı bu cümlelerin hiçbiri unutulmadı.

Aynı eski Türk filmlerindeki gibi, unsurlar, kişiler, olayların görüntüsü değişse de hep aynı tekrarı yaşıyoruz. Görüntü farklı olsa da olayların örgüsü kesinlikle aynı. Zengin kız, fakir oğlan (ya da tersi). Yanlış anlaşan ancak gururlu sevgililer… Sevgilisine inanmayan ama kötülük yapacağını bildiği halde, filmdeki kötü karaktere inanmayı tercih eden sevgililer…

“Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla!..”

Sanatçılar, mekan ve replikler değişiyor ama aynı şeyi yüzlerce kere seyretsek de sıkılmıyoruz ve nerdeyse özünde aynı konu olduğunun farkına bile varmıyoruz. Görsel farklılıklar bizi konunun aynı olduğu gerçeğinden uzaklaştırıyor ancak rutin bünyemizin yapı taşı olduğu için defalarca seyretmemiz bizi rutinin dışına çıkmadığımız için mutlu ediyor. Bu algoritmayı seviyoruz kısacası. En kült filmler bile çok sıra dışı gözükse de aslında aynı desenlerden beslenip beğenmemizi sağlıyor.

Matrix filmini ele alalım… Felsefe dünyasını dahi “acaba bir simülasyonda mı yaşıyoruz” sorusu ile sarsan bir film ama aslında en temel desenlerimize nokta atış yaparak popüler olmuş durumda. Ezen makinalar, ezilen zavallı insanlar, mağduriyet ve arkasından özgürlük arada aşk… Bu konu ile yapılmış kaç bin tane film seyrettik, kitap okuduk? Özünde fark var mı? Özgürlük motifini filme tema ettiğin zaman, algoritma çalışıyor ve filmi beğeniyoruz.

Yaşadığımız hayat, ister seçimlerimiz, ister kaderimiz diye niteleyin aslında beynimizdeki algoritmaların ürünü. Başarılarımızın ve başarısızlıklarımızın, mutluluklarımızın ya da çıkmazlarımızın, yenilgilerimizin, travmalarımızın, en önemlisi kendini tekrarlayan ve sonuçlanmayan, yakamızdan düşmeyen sıkıntılarımızın sebebi sadece ve sadece beynimiz, algoritmalaramız, beyinlerimizin-algoritmalaramızın arasındaki yarış, ikilem, üstünlük savaşı, birbirleri ile bağlantıları ve algortimalar arasındaki değişik perspektifler.

“Bu neden benim başıma sürekli geliyor” diyorsanız, şikayet ettiğiniz şeyi olası paralel evrenler arasından seçip gerçekliğe çeviren algoritmayı ya da algoritmaların çakışmasını değiştirmediğiniz sürece başınıza kılık değiştirerek gelmeye devam edecek. En azından benim hayat tecrübem böyle.

Beynimizin içindeki Google arama motoru…

Google da bile herhangi bir şeyi ararken net olmalıyız, öyle değil mi?  Örneğin,  futbolu çok seviyorsunuz ve televizyonunuz eskidi. Dünya kupası da başlamak üzere.  Yeni bir televizyon almak istiyorsunuz. Hemen hazreti Google’ın arama çubuğuna “ucuz televizyon” yazarsınız.

Ben yazdım…
https://www.google.com/search?rlz=1C1GCEU_enTR822TR822&ei=f2TSXOqLHNKckwWEl5roDw&q=ucuz+televizyon&oq=ucuz+televizyon&gs_l=psy-ab.3..0i203l10.166816.176981..177884…0.0..0.107.3324.32j5……0….1..gws-wiz…….35i39j0.gnVHzkifIl8

21,100,000 yirmibir milyonun üzerinde seçenek çıkardı. İlk on seçenek muhtemelen en çok işinize yarayacak olan seçenekler. Bir linke girip tv alırsınız olay biter…

Ancak arama çubuğuna “en ucuz televizyonu almak istiyorum, arkadaşlarla toplanıp pizza yiyip biramı yudumlarken milli takımı destekleyeceğim,  gol atınca havalara uçacağız. ” diye yazarsanız muhtemelen televizyon reklamları yanında bahis, bira ve arkadaşlık sitelerinin reklamlarını bulacaksınız,  milli yazdığınız için Milli Eğitim Bakanlığı’nın linki de çıkarsa şaşırmayın. Daha önemlisi bütün bu şartları sağlayan site sayısı içinde sadece ucuz tv bulunan link sayısına göre çok çok daha az olacaktır. Hemen deneyin göreceksiniz. Aşağıda hazırı var…

https://www.google.com/search?q=%22en+ucuz+televizyonu+almak+istiyorum%2C+arkada%C5%9Flarla+toplan%C4%B1p+pizza+yiyip+biram%C4%B1+yudumlarken+milli+tak%C4%B1m%C4%B1+destekleyece%C4%9Fim%2C+gol+at%C4%B1nca+havalara+u%C3%A7aca%C4%9F%C4%B1z.&rlz=1C1GCEU_enTR822TR822&oq=%22en+ucuz+televizyonu+almak+istiyorum%2C+arkada%C5%9Flarla+toplan%C4%B1p+pizza+yiyip+biram%C4%B1+yudumlarken+milli+tak%C4%B1m%C4%B1+destekleyece%C4%9Fim%2C+gol+at%C4%B1nca+havalara+u%C3%A7aca%C4%9F%C4%B1z.&aqs=chrome..69i57.1781j0j7&sourceid=chrome&ie=UTF-8

Yukarıdaki link sadece 9 seçenek çıkardı ve ne yazık ki hiçbiri işe yaramıyor. Birbiri ile alakasız 18 ayrı kriteri sağlamaya çalıştı.

Ben gerçek hayatta da aynı prensibin çalıştığını gözlemliyorum.

Hayal kurduğumuz zaman, kurduğumuz hayalin içinde ne kadar çok detay ve birbiri ile alakasız unsur varsa o hayal o kadar olmuyor. Ne zaman ki basit, çok basit bir dilek kafamızdan geçiyor, kafamızdan geçen karşımıza çıkıyor.

Hayalini kurduğunuz şeyi yalın tutunca konu ile ilgili mesela ‘ucuz televizyon’ gibi iki algoritmanın örtüştüğü/kesiştiği 21milyon seçenek içinden en popüler olan paralel evren beynimiz tarafından tekilleniyor ve karşımıza gerçeklik olarak çıkıyor. ‘Popüler’ konusunu bir sonraki yazıda detaylandıracağım.

Eğer gerçek hayatımızda kafamızdan geçen hayal, dilek, istek, korku, endişe, duygu ya da sadece düşünce yukarıdaki gibi birbiri ile alakasız 18 ayrı unsuru barındırıyorsa sonuç hüsran oluyor. Alakasız, can sıkıcı, hayal kırıklığı yaşatan bir realite…

Yukarıda yazdığımın bilinçli olarak kontrol altına alınması ne kadar zor bir fikir olduğunun farkındayım.  Düşünce hızını kontrol etmek mümkün değil.  Yani hayal etmeyin ya da endişe ettiğiniz konuyu düşünmeyin demiyorum. Bu mümkün değil. Ancak hemen sonrasında ana talebinize fokuslanın. Bu da ancak farkındalık ile mümkün.  Başlangıçta zor ancak kas gibi kullandıkça gelişiyor. 

Kaosun ve mutsuzluğun sebebi uygun algoritmayı bulamamakla limitli değil. Bizi mutlu eden hayallerimiz aslında mutsuzluğumuzun sebebi olan kaosun yaratıcısı.

Hayatınızda Ayhan Işık Belgin Doruk versiyonunu seyrettiğiniz, beğenmediğiniz ve yine aynı hikayenin Ediz Hun Türkan Şoray versiyonunu yaşadığınızı hissettiğiniz anda, yaşadığınız farkındalığın olayların akışını değiştirmeye başlayacağını göreceksiniz. Yaşadığınız olayın ana argümanlarını, belirleyici olan ana algoritmaları bulacağız ve geleceğimizi kendimiz bilinçli olarak şekillendireceğiz. Ben bunun mümkün olduğunu iddia ediyorum, gözlemliyorum.

Kadir İnanır: seviyor musun beni?

Serpil Çakmaklı: hayır

K.İ: Seviyor musun?

S.Ç: Hayır!

K.İ: (celallenir) Seviyor musun?

S.Ç: Seviyorum

K.i: Yalan söylüyorsun!(tokat atar)

Okumaya devam et…

Bölüm 21: “N’ayır, n’olamaz, nen var kuzum”” için 2 yorum

Yorum bırakın