
Michelangelo’nun Adem’in Yaratılışı kompozisyonun en çok ilgi çeken kısmı Tanrı’nın elinin Adem’in eline değmek üzere olduğu bölüm olsa da resmin detaylarında yaradılış hikayesinin yan unsurları mevcut.
Tanrı’nın sol kolunun altında Havva, sağ eli ile Adem’e dokunup ona can verecek, geri plandaki kırmızı kahverengi fon ana rahmi… Adem’in gövdesinin sol tarafında gizlenmiş Havva’yı var edeceği fazladan kaburga hala Adem’in vücudunda duruyor…
Papa II. Julius, Michelangelo’yu Sistine Şapeli’nin tavanına 12 tablo boyaması için görevlendirir. Bu tablolardan dördüncüsü Eski Ahit’in Yaratılış Kitabı’nda Tanrı’nın Adem’e hayat verdiği yaratılışı tasvir eden kompozisyondur.
———
Bir önceki bölümde aşağıdaki sorgulamayı yapmıştım.
Bitkiler hücrelerden oluşuyor, canlı.
Mineraller cansız.
Su da cansız.
Karbondioksit de cansız.
Dolayısı ile canlı bir varlık bünyesine sadece cansız materyallar alarak bir tohumdan ağaç formuna ulaşır ve canlı olur?
Bütün canlıların yapı taşı bu anlamda taş toprak ve su. Başka bir girdi yok.
Yukarıdaki söylem bu haliyle kutsal kitaplarda geçen Tanrı’nın insanı çamurdan yarattığı söylemini doğrular gibi gözüküyor öyle değil mi? En nihayetinde toprağın durduk yerde canının sıkılıp kendimden, önce bitki yaratayım sonrasında hayvanları yaratayım, hayvanlar bitkileri ve birbirlerini yesinler diye bilinçli bir devinim içinde olmasını bekleyemeyiz değil mi? Bütün bunların başlaması için tetikleyici bir unsura ihtiyacımız var ve bunun adını Tanrı koymuşuz. Tanrı kendi suretinde insanı ve onun için kainatı yarattı . Görece mantıklı bir çıkar yol.
İnanılması imkansız gelebilir ancak bilinçli olmasa da dünyamız bütün canlıları kendi başına yaratabilecek kabiliyette. Tabi ki bilinçli olarak değil . Zaten muhteşem olan ve tahayyül etmesi zor olan da bu…
1950lerin sonunda ABD’de Miller – Urey deneyi diye anılan bir deney yapılıyor. Madem bütün canlılar taş toprak ve sudan oluşuyor, dünyanın milyarlarca yıl önceki hali bir deney ortamında oluşturulursa en azından bakteri gibi ilkel canlılar kendiliğinden oluşmaya başlayabilir mi?
Bilim insanları, toprak katmanları üzerinde yaptıkları Jeolojik incelemeler sonrasında dünyamızın milyarlarca yıl önceki atmosferini, ortam kimyasallarını tespit edebiliyorlar . Yer kabuğunun yeni soğuduğu, volkanik hareketliliğin çok yüksek , atmosferin tamamen farklı olduğu bir dünyadan bahsediyoruz. Miller ve Urey, belirlenen bu şartları, kimyasallar, yıldırım, güneş enerjisi vs hepsini deney tüpünde simüle ediyor. Başta pek ilerleme sağlanmasa da sonunda organik diye adlandırdığımız amino asitler oluşuyor. Yani abiyogenez olarak adlandırılan teori cansız ve düzensiz moleküllerin bir araya gelerek düzenli ve sistematik canlıları oluşturduğunu söylüyor. Dünyamızın bir kaç milyar yıl önceki hali, güneş enerjisinin de yardımıyla canlı oluşumu için gerekli olan tetiklemeyi Tanrı gibi yapmıştır ancak bilinçsizce…

Daha önceki bölümlerde gösterdiğim yukarıdaki “+” benzeri başlangıç şekli ve 40 milyon tekrardan sonra oluşturduğu deseni aklınızın bir köşesinde tutun. Şimdi de aynı prensibi bütün canlılara uygulayın . Abiyogenez ile belli bir dizilime girmiş moleküllerin mikro düzeyde ilk sahildeki yaratığı oluşturduğunu düşünün. Ancak rüzgar yerine güneşten aldığı enerjiyi ya da bir yanardağın ağzındaki sıcak sudan aldığı enerjiyi kullanarak canlı hareketlerini yapan suyun içinde ordan oraya salınan, bilinci olmayan moleküller topluluğu bir yaratık …
Suyun altında kalmış bir yanardağdan çıkan lav, yarattığı sıcaklık, gazlar ve ortalıktaki onlarca mineral… Fokurdayarak kaynayan bir kazan ve çorbanın içinde ordan oraya dönen, savrulan moleküller. Bu minerallerin atomlarının sıcaklığın etkisi ile bir dizilime girdiğini düşünün. Sıcaklık yani enerji etkisi ile moleküllerin bağlantı kurması, çorbanın hareket eden suyunun içinde bir yandan bir yana savrulmasını hayal edin. Aynı rüzgarda hareket eden sahildeki yaratıklar gibi… Ancak moleküler düzeyde. Şimdi bu moleküler bağlantıyı 40 milyon kere, 40 katrilyon kere tekrarlayın. İşte size kendi başına hareket eden bir yaratık.
Yukarıdaki bahsettiğim, evrim teorisinin yanlış algılanan “tesadüf” söylemi ile alakası yok. Ortam şartlarını her ama her kurduğunuzda ve yeterli süreyi tanıdığınızda yaratıklar oluşuyor. Tesadüfen değil, olması gerektiği için,…
Sonrasında 4 milyar yıllık süreçte ilmek ilmek, katman katman oluşan, uyum sağlayabilen yaratığın kendini çoğaltabildiği, molekül diziliminin şifresini yani fraktal fonksiyonunu, yani DNA kodunu aktarabilen yaratığın neslini devam ettirdiği, çeşitli çevresel nedenlerle Moleküler yapısında yani fraktal fonksiyonunda yani DNAsında değişiklik olan varlığın yeni bir yaratık oluşturduğu bir ortamdayız.
Akla hemen, bir araya gelen moleküller canlı bir yaratık imajı verebilir ancak üremeden DNAya kadar kompleks yapılar bu süreçte oluşması imkansız gözükebilir. Ve fakat oluyor… Evrim bilimciler bunu da kanıtladılar. Ancak bu bloğun konusundan çok uzaklaşacağım için bu detaya girmek istemiyorum.
Iyi güzel de, diyebilirsiniz ki sahilde yürüyen yaratıklar bu mekanizma ile sahilde turlayabilir ama insan bilinci oluşamaz. Acele etmeyin, daha hikaye bitmedi …
Okumaya devam et…