Bölüm 6: 15 dakikada itina ile fizik profesörü diploması verilir.

Kendim de dahil olmak üzere sağda solda iki satır bilimsel bir şey okuyunca her şeyi biliyorum diye havaya giriyoruz. Umarım doğru anlayıp, doğru aktarabiliyorumdur. Korkmayın ilgi çekici şeyler. İyi okuyun bunları sınavda sorarım.

Maddenin en küçük yapı taşı nedir, atom değil mi? Aferin…

Sadece maddenin değil, canlıların da… Canlıların yapı taşı hücre desek de hücreler de atomlardan oluşuyor. Atomun da daha küçük parçaları var.

Proton, Nötron, Elektron biraderler…

Atom altı parçacıklar yani elektron, proton nötron biraderlerin de altına inince garip garip isimleri olan quark, lepton, hadron, falan filan parçacıklar var. Ve fakat, daha da küçük parça aramaya başlayınca artık madde değil enerji seviyesine geliniyor.

Einstein’ın meşhur formülü de bu prensibi açıklıyor. Her madde ya da canlı organizma aslında enerji. Atom ve atomu oluşturan atom altı parçacıklar aslında titreşen tek boyutlu iplikçik-string gibi düşünebilecek enerji birimleri. Enerji iplikçikleri bir arada titreşince atom altı parçacıklara, atomlara, cisimlere, canlılara, insana, beyine dönüşüyor.

İlginç olan, canlı ve cansız her varlığın özündeki temel parçacıklar aynı. Organik ya da inorganik, her varlığın yapı taşı aynı elektronlar, atomlar.

Domates, kaya, su, arı, insan, kaplan, elmas, patates…

Algıladığımız canlı ya da cansız her şeyin ama her şeyin yapı taşı enerji ve aslında algıladığımız anlamda sert, elle tutulabilir madde olarak var değiller. En sert cisim olan elmasın bile %99.99999999 u boşluk. Cisimlere sertliğini veren atomların bir arada bulunup etkileşime girerek birbirleri ile bağ kurmaları. Moleküller arası bağın kuvveti, maddenin sertliğini belirliyor, içindeki atom kalabalıklığı değil…  

Örneğin, sandalyeye oturunca kaba etimizin atomlarını saran elektronlar ve sandalye atomlarının dış yüzeyindeki elektronlar birbirini itiyor. Öyle ki derimizdeki atomlar ile sandalyenin atomları birbirine değmiyor bile! Kısacası biz sandalyeye değil de sandalyenin elektronlarının üzerine oturuyoruz. Dokunma hissi, sandalyenin sert olması gibi özellik ve duyular işte böyle ortaya çıkıyor. Dokunma ve sertlik üç boyutlu bir cisimle temas ettiğimiz algısı uyandırıyor.

Özet olarak, canlı cansız bütün varlıklar titreşen enerji iplikçiklerinin birbirleri ile belli bir düzende kurduğu bağlar sonucu madde olarak algıladığımız varlıkları oluşturuyor. Bizim onları sert, yumuşak, kırılgan, sıvı, gaz vs olarak algılamamız tamamen iplikçilerin kurduğu bağlantıların sağlamlığı ile alakalı. E=mc2 formülü de bu olguyu açıklamaya yarıyor.

Canlı ya da cansız her varlık misket gibi atomların birbirlerine yapışması ile değil enerji iplikçiklerinin bağ kurup birlikte hareket etmesi ile var oluyor. Bağ ne kadar güçlüyse o kadar sert… Canlı ya da cansız farketmiyor… her ama her şeyin yapı taşı aynı…

Yukarıda yazdıklarımı anladınız değil mi? Anladınız ise aşağıda diplomanız duruyor…

Okumaya devam et…

Yorum bırakın