
Kuantum düşünce, kuantum nefes, kuantum dokunuştan sonra kuantum masajı da internette gördükten sonra masör/z lerin, benim ve herkesin kuantumu tam olarak anladığı ancak teorik fizik profesörlerinin anlamadığı ortaya çıkıyor. Bu yazıyı okuyunca siz de benim gibi ordinaryüs kuantum profesörü olacaksınız, merak etmeyin… Anlatmak istediğim konunun önemli bir parçası.
Varlıkları görüyoruz, hissediyoruz… Mesela sehpanın ayağına ayacığınızın serçe parmağını çarptığınızda sehpanın orda olduğunu ‘hissetiniz’ değil mi? Hiçbir varlık ‘varmış gibi’ yapmıyor. Orada… Biliyoruz… Sehpa ya vardır, ya yoktur… Aynı anda hem var olup hem de var olmama durumunda olamaz. Hatta aynı anda iki ayrı mekânda da bulunamaz, öyle değil mi? Siz öyle sanın…
Atom altı boyuttaki elektron, proton, nötron biraderlerden bahsetmiştim ya… onların dünyasında aşağıdaki kurallar geçerli.
- Biz bakmayınca dalga/enerji formunda ancak bakınca tanecik/bilye gibi davranıyorlar. Sanki bu parçacıkların bilinci varmış gibi biz bakınca misket gibiler, bakmayınca dalga formundalar.
- Kuantum boyutta geçmiş değiştirilebiliniyor.
- Dışarı çıkılması imkansız bir kutunun dışına çıkabilirler. Buna kuantum tünelleme denir.
- Evrende olası her yerde aynı anda iki yerde birden olabiliyorlar.
- Birbirlerine dolanabiliyorlar. Dalga formundaki ikiz elektronlar birbirinden çok çok uzakta dahi olsalar birini gözlemleyince diğeri ters yönde hareket edecek şekilde gözlemleniyor ve bu bilgi akışı ışık hızından daha hızlı oluyor. Buna kuantum dolanıklık deniyor.
PEKİ HER AMA HER ŞEYİN İÇİNDE ELEKTRON YOK MU? BİZ BAKMAYINCA MASA SANDALYE DOMATES PATATES YOK OLUP DALGA FORMUNA MI DÖNÜŞÜYOR?
CEVAP : EVET
Elektronların bilinci yok. Bizim baktığımızı nasıl anlıyorlar? Elektronları kandırmaya çalışıyorlar. O sırada ortamda gözlemci bulunmuyor ama onun yerine kamera koyup kayıt ediyorlar. Kayıtlar incelenince de aynı sonuç alınıyor.
İçinde bulunduğumuz ikilemi irdeleyelim. Foton, elektron gibi parçacıklar biz baktığımız zaman tanecik mesela bir bilye gibi hareket ediyor, bakmadığımız zaman ise dalga şeklinde kütlesi olmayan bir hayalet gibi hareket ediyor. Böyle bir durum söz konusu ise elinizde tuttuğunuz kitap ya da telefon siz baktığınız zaman madde oluyor, çünkü elektronlar parçacık halinde davranıyor ancak siz elinizden bırakıp bakmadığınız zaman ise maddeyi oluşturulan elektron familyası dalga formatına geçiyorsa kitabı oluşturan her bir elektron dalga formatına geçmesi gerekeceği için kitabın tamamının da yok olması gerekmez mi?

Schrödinger yukarıdaki absürd hikayenin yanlışlığını kanıtlamak için bir düşünce deneyi tasarlıyor. Deney teoriyi yanlışlayacağına, olayın anormalliğini doğrulayıp, Schödinger’in olayı formülize etmesini sağlıyor.
Schrödinger, hayali deneyinde, bir kediyi hertarafı tamamen kapalı bir kutunun içine koyuyor. Kutunun içinde bir radyoaktif bir madde var. Belirsiz bir düzende elektron salıyor. Elektron salınınca, düzeneği çalıştırıyor, düzenek zehir şişesini kırıyor ve zavallı hayvan ölüyor.
Schrödinger der ki bu deney sırasında kutu kapalı olduğuna göre gözlemlenmediği sürece radyoaktif ışıma dalga formunda kalacaktır. Yani dedektörü çalıştıramayacaktır. Dedektörün çalışması için elektronun bilye gibi olması gerekir. Bilye olması için gözlemciye ihtiyaç vardır. Ancak zamanı gelince radyoaktif madde ışıma yapmıştır. Bundan da eminiz. Birisi kutuyu açana kadar elektron tanecik formuna dönüşemeyeceği için, kedinin hem canlı hem de ölü olduğu durumu yan yana, paralel olasılık boyutlarında eşit oranda bulunacaktır.
Kutu açılana kadar kedi hem canlı hem de ölüdür.
Kuantum Tünelleme: Yine bir kutunun içine kedi yerine bu sefer pinpon topu koyalım. Kutunun hertarafı kapalı olsun. Topun kutunun dışına çıkması mümkün değildir, öyle değil mi? Kuantum mekaniği, topun, dışarıya çıkması imkansız olan kutunun dışına çıkabildiğini söylüyor. Tabi pinpon topundan kasıt aslında atom altı parçacıklar.
Kuantum dolanıklığı anladınız mı? Anlamadınız değil mi? Daha basit bir anlatımla ikiz kardeşlerden biri Almanya’da diğeri Çin’de olsun. Almanya’daki kardeş sol elini kaldırdığı anda Çin’deki kardeş de sağ elini kaldırıyor. Çin’deki kardeş, Almanya’daki kardeşin ne yaptığını nereden biliyor ve bu bilgiyi nasıl ışık hızından daha çabuk elde ediyor?
Kuantum boyutta geçmiş değiştirilebiliyor. Uydurmuyorum… Gerçekten değiştirilebiliyor. Hiç o detaya girmeyelim. Zaten ben de pek anlayamadım. Kimsenin de anlayamdığını ancak matematiksel olarak mümkün olduğunu görüyorum. Siz böyle bilin yeter.
Eğer yukarıda yazılanlardan hiç bir şey anlamadıysanız, çok aferin, bu iyi bir şey. Anlamış olsaydınız zaten kuantum mekaniğini anlamamış olurdunuz.

Okumaya devam et…
“Bölüm 8: Madem fizik profesörü oldum neden kuantum profesörü de olmayayım?” için 2 yorum