Giriş

To be, or not to be, that is the question…

Neden varız? Hiç var olmamak daha kolay değil mi? Varsak bunun bir sebebi olması gerekmez mi?

Her cenazede son duaların ardından kendimi ve çevremdekileri hayatı sorgularken bulurum. Klasik olarak, hayatın ne kadar boş ve anlamsız, hayat mücadelesi içinde problem edindiğimiz her şeyin ne kadar gereksiz olduğunu cenaze topluluğu olarak birbirimize söyler dururuz. Ancak cenaze ortamını terk ettiğimiz anda bütün bu düşünceler kafamızdan ışık hızında uçar. Yine de kısa bir süre de olsa hayatı ve anlamını sorgularız.

Özel olduğumuzu, bir sebep ve hatta mümkünse ulvi bir görev adına yaratıldığımızı düşünmek istiyoruz. Eğer yaşıyorsak ve de varoluşumuzun özel bir nedeni varsa aynı zamanda yok olmamamız, sonsuza kadar var olmamız gerektiğini de düşünüyoruz. Tanrı’yı arıyoruz, sorguluyoruz… O’nu hep olağanüstü şeylerde, meleklerde, iblislerde, şeytanda, ışıkta, enerjide, doğada arıyoruz. O’nun mükemmel olduğunu düşünüyoruz. Ancak kendimizin her nedense ayrıcalıklı olduğunu,  bizi, dualarımızı duyacağını ve bir mucize gerçekleştireceğine inanıyoruz, inanmak istiyoruz. Aslında biz “mucize olsun” seviyoruz, rutin sevmiyoruz, heyecan olsun seviyoruz.

Tanrı mükemmel olduğuna göre aslında her şey kusursuz ve mucizesiz olmak durumunda değil mi?  Yani kalemi elimden her bıraktığımda yere düşüyor. Dua etsem kalem, elma ya da cep telefonu havada kalır mı? Aslında mucize olan her ama her seferinde istisnasız kalemin, elmanın ya da cep telefonunun yere düşmesi değil mi? Asıl mucize olan bu mükemmellik değil mi?  Gerçi yere düşen şey cep telefonu olunca insanın aklına mucize falan gelmiyor ama…

Bence olağanüstü bir olay olmamalı. Zaten olmuyor da… Zaten benim ya da sizin fikrinizi soran da yok…

“İki kere iki dört eder. Doğa bu sonucu bulmak için bizim iznimizi almaz, doğanın senin arzularınla alakası yoktur ve onun kanunlarını beğen ya da beğenme bu kanunlara ve sonuçlarına bağlısın.”

Fyodor Dostoyevski – Yer altından notlar…

Tanrı tanımı mükemmellikle eşleştiriliyorsa o zaman mucize olmamalıdır. Mucizenin tanımı, zaten kural dışı bir olayın “olmuyor” olması olmalıdır. Olaylar zincirinin istisnasız her şartta doğru çalışması mucize olmalıdır. Mucize olmuyorsa mükemmel bir ortamda yaşıyoruz demektir. Her şey kusursuz ve düzenli çalışan kaideler içinde yaşanmalıdır.  Gerçek hayat zaten mükemmeldir. Mükemmel bir sistem ve denge içindedir. “Mükemmel güzel” demek istemiyorum. Mükemmellikten kastım istisnasız her zaman kurallara göre çalışan bir ortamda olduğumuz. Kalemi her bıraktığımda kalem yere düşer… 300 kere de yere bıraksam, 1 milyon 300 kere de bıraksam hep düşer.

Mükemmel yaratıcının kainatımız içinde toz zerresi dahi olamayacak zavallılıktaki biz Homo Sapiens için kainatı yarattığına, kişisel meselelerimizle birebir ilgilenip herhangi bir şirketin şikayet servisi gibi egomuzla, acılarımızla ve taleplerimizle ilgili mızmızlanmalarımızı dinleyeceğine, kişiye ve olaya özel çözüm üreteceğine inanmak bana biraz na-mükemmel geliyor. ‘Tanrı’ diye tanımladığımız varlığın kudretini küçümsemek, hafife almak gibi oluyor, bu beklenti sığ kalıyor. Kainatı yaratan mühendis bu ilkel yöntemi seçmemeli bence… En çok işi en az enerjiyi harcayarak yapanın yani verimli olanın hayatta kaldığı bir doğada yaşıyoruz. Kainatın büyüklüğüne göre yaratıcımızın bizim saçma sapan dertlerimizle tek tek uğraşmasının O’nun haşmetine yaraşmayacak bir yöntem olduğunu düşünüyorum. Mükemmel yaratıcı, egomuzla, acılarımızla ve taleplerimizle ilgilenecek bir mekanizma, fizik kuralı yaratmalı. Aynı kalemi yere düşüren yerçekimi kanunu gibi… Dualarımızla ya da yakarışlarımızla ilgili neden farklı bir sistem kursun ki?

Bizler geleceğimizi hayal ederken geçmişte sadece bizlerin yaşadığı tecrübeler değil bir kaç milyar yıllık evrimimiz sürecinde atalarımızın katman katman biriktirdiği tecrübelerin de sayesinde sadece bugünü değil aynı zamanda geleceğimizi de aynı yer çekimi kanunu gibi bir doğa kanununa bağlı olarak oluşturduğumuzu düşünüyorum ve bu mekaniği arıyorum.

Bahsettiğim hayatın mekaniği, spirütüel, istisnaya olanak tanıyan, bazen çalışan bazen çalışmayan bir düzenek olamaz. Yerçekimi gibi kusursuz, mükemmel ve dolayısı ile mucizevi çalışmalıdır. Tanrı ya da doğa keyfi ya da ayrıcalıklı durumlarla işleyemez, işlememeli… Ben bu düzeneği arıyorum. Hafifliğin dayanılmaz mekaniğini..

Okumaya devam et…

Giriş” için bir yorum

Yorum bırakın